Giriş Yap

 
  •  Poroşenko, Trump ile telefonda görüştü 
  •  Ukrayna'da 2016'nın en popüler isimleri belli oldu 
  •  Can Yılmaz’ın TÜBİTAK tepkisi sosyal medyayı salladı! 
  •  Trump ilk telefon görüşmesini Netanyahu ile yaptı 

"Hekimlik ilham veriyor"

Ercan Kesal’ı ‘İçerde’ dizisindeki kısa rolüyle seyrettikten sonra ne zaman ekranlarda yeniden göreceğiz diye düşünmüştüm. Epey vakit geçti ama sonunda uzun soluklu, farklı bir rolle karşımızda. Yakında Show TV ekranlarında seyredeceğimiz Çukur dizisinin yürekli ve sert karakteri İdris Koçovalı’yı canlandıracak. Kesal’ın Yozgat Blues’daki performansı hâlâ aklımda, şarkı söyleyen naif adam yerine bambaşka bir karakter var bu sefer. Bakın fragmanda ne diyor, “Koçovalı İdris’im ben. Yeni bir şehir kurdum. Sırtımı hep duvara verdim. Dostlarımı yanıma aldım. Düşmanlarımın azabı oldum...” Kesal ile diziyi, oyunculuğu ve hayatı Balat’ta buluşup konuştuk.
"Hekimlik ilham veriyor"


- Karar verme sürecinizi uzatan şey nedir tam olarak?
Çok tempolu bir iş. Eşim Nazan’dan biliyorum, kimi zaman eşimi göremiyorum aylarca. Çok uzun süre taşınacak bir şey değil bu yoğunluk. Bu yüzden cesaret edemedim. Bir oğlumuz var ve ona zaman ayırmamız lazım. Bu kadar basit ve net bir sebebi var.
- “Saat 2’de uyanırım, sabah 7’ye dek yazarım, çünkü sessiz ve karanlığı seviyorum” demiştiniz. Çalışma ortamınız epey değişecek.
Öyle. Artık iPad’im hep yanımda, okuyacaklarımı ona yüklüyorum. Ama burada profesyonelce bir iş yapılıyor ve bana mutlaka zaman kalıyor. İnşallah bu böyle devam eder. Her yıl bir kitap çıkarmak, bir senaryo yazmak isterim. Bunları yapmak için de çok okumak gerekiyor. Okumayan birinin yazması mümkün değil. Yapsanız da bir süre sonra kesenizden yemeye başlarsınız ve sonra o da biter. İşle ilgili tek beklentim bana okuyacak zaman bırakması... Ancak bu şekilde enerjimi verebilir, disiplinli çalışırım.

- Fragmanda bir “Godfather” imajınız vardı.
Doğru. Metin Erksan dünyada tüm sinemanın aslında tek bir hikâye çektiğini söylerdi. Bu yüzden çok takılmıyorum, benzemekten de hiç korkmamak lazım. Çünkü sanat sonuçta kolajdır, sizden öncekilerin yaptıkları çok kıymetlidir. Amerika, kendi döneminde kendi mafyasıyla ilgili bu hikâyeyi yazmış ve zaten hesabını vermiş. Ama biz 2000’li yılların İstanbul’undaki bir hikâyeyi anlatıyoruz. Bire bir “Godfather” uyarlaması olsaydı bu kadar başarılı olmazdı. Karakterlerin tamamı sahici, karton ya da plastik olanlardan değil. Diyaloglar, hikâyenin gidişatı, karakterlerin birbiriyle olan ilişkisi son derece sahici, mantıklı ve akla uygun.
"Hekimlik ilham veriyor"

‘ERCAN ŞU POLİKLİNİĞİ ÇUKURDAN ÇIKARALIM’
- Gerçek kimliğinizle örtüşen noktası var mı?
Bu dediğiniz biraz da tehlikeli bir şeydir... Ben de bir iç göçle geldim İstanbul’a. 1990’da... İzmir’de okudum, Ankara’da devam ederken İstanbul’a geldim. Geliş sebebim ayakta kalmak, ekmeğimi kazanmak ve kafamdaki şeyleri gerçekleştirmekti. Aslında hepimizin geliş nedeni bu kentte tutunmak. Ben hekim olarak tutunmaya çalışıyorum, İdris işçi olarak. Benzer yerlerden geçiyoruz. Koçovalı da böyle bir süreç yaşamış. Bataklık bir mahalleyi yaşanılır hale getiriyor, koruyor. Bazı şeylere engel olamayacağının farkında. Ancak vazgeçmediği etik davranışları da var, benimki gibi. Hayatla dürüst bir ilişki kuruyor. Ayrıca sert bir tarzı var ve bu yanı da bana benziyor.

- Hekim, yazar, senarist, oyuncu... Bir bedende birçok kişi varmış gibi hissediyorum size bakınca.
Birçok iş yapıyorum ama diplomasına sahip olduğum tek iş hekimlik. Çok fazla seyahat ediyorum. Uçakta bir olay oluyor örneğin, doktor anonsu geçiyorlar. Biri gitse de vicdanen rahatlasam diyorum ancak kimse çıkmıyor. Gidip müdahale ediyorum hastaya. Elim bir ABD’linin karnında çok yolculuğum oldu. (Gülüyor.) Ama hekimlik bana sevdiğim diğer işleri yapma konusunda çok özgürlük tanıdı. Paranın birinci planda olmadığı işler, sizi daha çok motive ediyor, özgürleştiriyor. Her senaryoda oynama mecburiyetim yok en azından. Oyunculuk yapıyorum burada sonra hastaneye daha donanımlı, iyi bir hekim olarak dönüyorum. Hastalarımı daha iyi anlıyorum. Bunun yanı sıra hekimlik de bana yeni ilham kapıları açıyor. Böylece ben aslında hep hayatın içinde durarak mesleki anlamda işimi sürdürüyorum. Yani bunların hepsiyim. Ama hiçbirinin beni tek başına ilelebet götüreceğine inanmıyorum. Hekimlik yapmayabilirim ki pratik anlamda yapmıyorum, şu an sadece işletmecilik yapıyorum. Belki ileride senaryo ya da kitap yazmak zorunda kalmayabilirim. Ve hatta oyunculuk da yapmayıp sadece yönetmenlik yapabilirim. Ne iş yaparsanız yapın, tüm birikimleriniz size pozitif anlamda geri dönüyor.

- Bazı filmlerinizde günce tutardınız, bu dizi sürecinde de günce tutacak mısınız?
Başladım bile! (Gülüyor.)
"Hekimlik ilham veriyor"

‘BİLGİ BİRÇOK ŞEYİ HALLETMİYOR’
- Drina Köprüsü’nü okuyan çocuk Ercan Kesal ile şimdi koca bir kütüphanesi olan Ercan Kesal arasında değişmeyen şeyler nedir?
Bilgiye olan merak ve onu elde ettiğim zaman duyduğum sevinç. Yeni bir şey öğrendiğimde büyük ikramiye çıkmış gibi sevinirim. Örneğin ben kitap okuyarak dinlenen bir insanım. Bir şey okurken yorulunca başka bir şey okuyarak dinlenirim. Bu iyi gelir size de tavsiye ederim. Bana bu bahşedilmiş bir şey gibi gelir. Bilginin adeta bir hediye gibi bağışlanmasıyla başlayan, çok dostça bir ilişki bu. Mükemmel bir şey...
- Anneniz “Çok istersen mutlaka olur kuzum” dermiş. Siz oğlunuza ne gibi öğütler veriyorsunuz?
Annem bir köylü kadınıydı, okuma yazması yoktu. Ama nasıl bu kadar olgunlaşmış ve bilge bir insandı her zaman şaşarım. Bu yüzden bilgiyle bilgeliği hep ayırt ederim... Ama galiba bilgi birçok şeyi halletmiyor ve artık bilgeliğe kıymet verilmeyen bir çağdayız. Ben bu yüzden oğluma karşı şanssızım. Oğlum bana güvensin, söylediklerimin en azından bir kısmını ciddiye alsın. İstediğim bu. Bunu da ancak şefkat ve sakinlikle yapabileceğimizin farkındayım.

- Hiç cevap olabilecek bir teoriniz var mı ?
Ölünceye dek sorulacak bir soru bu. Hiçbir şey sorularıma cevap vermiyor. Ama en azından yapmaman gerekenleri biliyorsun. Bir de geçmişine dönüp hatırladığında içinde iyi ki yaşıyorum duygusu uyandıran bazı şeyler var, bunları çoğaltmaya çalışıyorsun ve galiba eninde sonunda ölmek için yaşıyorsun. Ama hayatın, yeryüzünün bir sürekliliği ve hafızası var. Sanki senin görevin bu hafızanın bir yerinde yer alıp, kaybolmak. Bu yüzden abartacak bir şey de yok, hayıflanacak bir şey de!
- Nörolog Oliver Sacks öleceğini öğrendikten sonra “Sevdim ve sevildim. Bana çok şey verildi ve ben de bir şeyler verebildim. Hepsinden önemlisi ben bu güzel gezegende duyarlı bir varlık, düşünen bir hayvan olarak var oldum. Bu müthiş bir ayrıcalık ve maceraydı” satırlarını yazmıştı. Siz güzel yaşlandınız mı, Sacks gibi düşünüyor musunuz acaba?

Böyle benzeri bir mektup yazarak ölmek isterdim ben de. Çok şanslı birisiymiş. En azından böyle yaşamış ve buna inanmış. Sacks olgunluk göstermiş bence ve bu biraz da kişinin dünyayla olan ilişkisine bağlı. Bakalım bende nasıl olacak, ama anladığım kadarıyla o yolculuk hâlâ sürüyor...
"Hekimlik ilham veriyor"

‘KENDİNİZİ TAMAMLAYIN’
“Kendi yakın çevreme sohbetlerimde, tıp fakültesindeki söyleşilerimde insanlara “Sadece mesleğinizin müfredatında olan şeylerle yetinmeyin, başka şeyler yaparak kendinizi tamamlayın” diyorum. Günümüzde seni sadece tek bir yerde tutan bir makine var ve sen onun dişlisisin. Makinenin nasıl olduğu seni ilgilendirmiyor, çok da kafanı yorma ona... Böylece sadece tüketen, ömrünü böylelikle tamamlayan, işlevsiz dünyadaki yerini aslında tam anlamıyla doldurmayan bireylere dönüşüyoruz. Bu iyi bir şey değil. Birisi pekâlâ bir bilgisayar mühendisi olabiliyor ama onun dışında dünyaya dair bir şey söyleyemiyor. Bu bana postmodern çağın bir tarzıymış gibi geliyor.”
 
Yorum yap
Günün Videosu
Haberler
  • Son Dakika
  • En Çok Okunan
  • Yorumlayanlar
Yayın Takvimi
«    June 2020    »
MonTueWedThuFriSatSun
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930